Öğrenci Kategorisi

Semra YALAZI

Öğle saatlerinde KKM’nin ekibimizi anons etmesiyle harekete geçtik. Görünüşte rutin bir nakil olayıydı. Araçtaki yerimizi alıp Soma Devlet Hastanesi Acil Servis’inden Manisa Özel Sekiz Eylül Hastanesi Koroner Yoğun Bakım Ünitesi’ne doğru yola koyulduk. Her zaman yaptığımız gibi hem yol alıyor hem de hastamızı tanımaya çalışıyorduk. Hastamız 56 yaşında erkek, Tip 2DM ve koroner kalp yetmezliği şikâyeti ile gelmiş bir kişiydi. Acil Servis’e geliş sebebi arkadaşının tavsiyesi üzerine kalp hastalığına iyi geldiğine inandığı, bilmediği bir ilacı doktorunun onayı olmadan kullanmış olmasıydı. Kulaktan dolma bilgilere güvenerek kullandığı ilaç onda beklenmedik yan etki yaratmıştı. Yaklaşık yirmi dört saat sonra alt ekstremitelerinde bilateral ödem, ağrı, deri renk değişikliği başlamış. Böylesi yolculuklarda hastalarımız konuşacak durumdaysa ister istemez aramızda bir diyalog gelişir. Hastalık öykülerini dinleriz, ağrısı sızısı var mı diye sorarız. Zaten biz sormasak da onlar doğal bir refleks gibi anlatmaya koyulurlar. Bu sefer de öyle olmuştu. Yol ilerledikçe hastamızı daha da yakından tanımaya başlamıştık. Kendisi çok sıcakkanlıydı, çok samimi konuşuyordu. Bu arada o da sorular sorarak bizi tanımaya çalışıyordu. Nereli olduğumuzu, nerede okuduğumuzu vb. sorular yöneltti. Konuşurken konu konuyu açtı. Cümleler birbirine eklendi. Derken hastamız konuşmayı kesti. Duygusallaştı. Bakışlarını yüzüme çevirdi. Gözleri dolmuştu. O hali yağacak bir bulutu andırıyordu. Zaten öyle de oldu. Kısa süre sonra yaşlar gözünden süzülmeye başladı. Öylece kalakaldık. Hastamız o arada kendi kendine konuşur gibi, “Çok pişmanım.” dedi, “Keşke o ilacı kullanmasaydım. İki tane senin gibi, canımdan çok sevdiğim kız torunlarım var. Beni şimdi çok merak ediyorlardır. Babalarını daha yeni kaybettiler. Şimdi bana da bir şey olursa! ” dedikten sonra yutkundu. Yanağındaki birkaç damla gözyaşını sildikten sonra devam etti. “Bana da bir şey olursa dayanamazlar, mahvolurlar. ” dedi. Hastamızın sözleri benim ve arkadaşımın yüreğini dağladı. Ona ne söyleyeceğimizi, onu nasıl teselli edeceğimizi bilemedik. Yanağımıza düşen birkaç damla gözyaşını ona hissettirmeden silmeye çalıştık. Böylesi yoğun duygular içerisinde onca yolu nasıl geldiğimizi anlamadık. 

Hastaneye vardığımızda onu diğer sedyeye teslim ettikten sonra ona son kez baktım. Bana gözleriyle öyle çok şey anlatıyordu ki. Yaşamak, ölmek… Geride kalanlar… Ne diyeceğimi, onu nasıl teselli edeceğimi bilemedim. Bu gibi durumlarda yapılabilecek en iyi şeyi yaptım: Ona gülümsedim. Bir anda onun da yüzü aydınlandı. Bana kocaman gülümsedi. O gün hastamız, kendi hikâyesinin içinde kaybolup gitti. Ben de ekip arkadaşlarımla birlikte geri dönüp mesaimi bitirdim. Hastayı düşünmeden duramıyordum. Onun için dua ettim. Babalarını henüz kaybeden torunlarını düşündüm. 

     Ertesi gün istasyona geldiğimde arkadaşlarıma dünkü hastamıza ne oldu diye sordum.. Maalesef onu kaybetmiştik. Bunu öğrendiğimde yüreğimden boğazıma doğru bir yumru yükseldi. En yakın tabureye çöktüm. Hayat ne garipti.  O kocaman gülümseme nasıl solabilirdi? Onun son sözleri bir şarkının nakaratı gibi tekrar tekrar dönmeye başladı kafamda. “Beni merak ederler şimdi, bana da bir şey olursa dayanamazlar, mahvolurlar. Babalarını da…” 

     Her mesleğin kendine göre zorlukları vardır. Hayatla ölüm arasında bir yere denk gelen bizim mesleğimizin de en zor kısmı bu hikâyede gizliydi belki de. “Her insan ayrı bir dünyadır” diye bir söz duymuştum. İşte biz her gün öylesi dünyalar keşfediyorduk. Orada insanı en saf haliyle tanıyorduk. Kişilerin en zor anlarında bile kendilerinden çok sevdiklerini düşünmeleri, kalplerinin en çok onlar için atmasını istemeleri onlar için harcadığımız çabayı daha da değerli kılıyordu. Bu hikâyeden ille ders çıkması gerekiyorsa onu satır aralarında gizlememize gerek yok. Günlerden bir gün öğrendim ki Allah’ın biz insanlara verdiği iki büyük nimeti vardır ki insanların çoğu bunların kıymetini bilmezler. Bunlardan biri; vücut sağlığıdır. Sağlık insan için en büyük hazinedir. Ve insanlar o hazine hiç tükenmeyecek gibi davranmamalıdırlar. Çünkü ömür dediğimiz şey sonsuz değildir, yanlış tedavi ile uzatılabilecek bir oyun hiç değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir