SAFİYE ÜNAL ÖZKAN

Ben beş çocuklu bir ailenin en küçüğüyüm. Babamı 5 yaşında kaybettim. Baba sevgisi almadan büyüyen, küçük yaşta kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan küçük bir kız çocuğu düşünün. Çok şanslıydım ki rabbim bana iki tane anne hediye etmişti. Birisi babamın ilk eşi diğeri annem. Ama benim için ikisi de aynıydı. Mekanı cennet olsun üvey anne sözünü konduramadığım canım annem, ilk annem bizi hep korudu, kolladı. Babamın ölümünden sonra yıllarca aynı evde hep beraber yaşadık. Öz annemize almadık ilk annemiz üzülmesin ağlamasın diye. Onlar beni ve 4 kardeşimi daha tırnaklarıyla kazıyarak sattıkları ıspanaklarla büyüttüler. Onların hakkını asla ödeyemem. Hayalim hep doktor olmaktı ama kısmet değilmiş, olsun Allah’ıma şükürler olsun 8 yıl atanamadım ama iyi bir ATT oldum. İşimi severek yapıyorum kendi ailemmiş gibi empati yapıyorum. Engelli yatalak bir çocuğa gitmiştik. Annesi feryat figan..kalp ,solunum durmuş evden aldık müdahalemizi yaptık ..cpr uyguladık entübasyon yaptık damaryolu o kadar zordu ki kemik içi girişimi yaptık minicik kalbi hayata geri döndürmek için. Hastaneye taşıdık. O an kendi çocuklarım gözümün önüne geldi. Yapılan müdahaleye rağmen dönmedi. Dikkatimi çeken tek şey şuydu, annesi bana sarılarak “üzülme sen elinden geleni yaptın. Rabbim dualarımı kabul etti, onu benden önce yanına aldı, tek isteğim buydu” dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Engelli çocukların anneleri çocuklarından önce ölmek istemezler, onlar geride kalmasın diye. Onunda dileği kabul olmuştu belki ama yinede bir anne için çok üzücü bir durumdu. Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın. Birilerinin hayatını kurtarırken birileri hayatını kaybedebilir. Bu da bizim mesleğimiz. Her olay bir tecrübe demekmiş..

UFUK ÖZSOY

Staj günlerimden bir gündü. Acilde beklerken 112 telefonu çaldı ve Muğla Denizli yolu üzerinde silahlı saldırı olduğu, olay yerinde yaralılar olduğu bilgisini aldık. Hemen yola çıktık ve olay yerine vardığımızda, olay yerinde elinde silah olan bir şahsın etrafında polis çemberi vardı. şahısın etrafını saran polislerden birisini bacağından yaraladığı, daha sonra intihar etmek için silahı kafasına tuttuğunu gördüm. Ateş ederken silahın elinden kayıp yüzünün parçalandığına şahit oldum. Biz hemen olay yerinde bu yaralıya müdahale için harekete geçtik. ama hiç bir şekilde tutamıyorduk hastayı. acıdan kıvranıyor sağasola savruluyordu. yaralının yüzüne tampon yapıyor, yüzünden çıkanları kan ve sekresyonları aspirasyonla temizlerken bir yandan da sıvı takviyesi yapıyorduk. Hastaneye vardığımızda tüm doktorlar bizi acilde bekliyordu hastayı resüstasyon odasına aldılar. Hastaya hemen solunum desteği sağlanması için trekeostomi açıldı. Hastanın solunum desteği sağlandıktan sonra ilk müdahalesi yapıldı ve kan takviyesi yapılarak hasta heliport ambulans ile Ankara’ya götürüldü. Sonradan edindiğim bilgiye göre hasta uzun bir tedavi sürecinden sonra yaklaşık 1 yıl sonra hasta eski hayatına devam etmiş.

HASAN ARSLAN

09.04.18 tarihi saat 08.00 sularında arkadaşımın evinde mutfakta iken dışarıdan tartışma sesleri geldi.Normalde bulunduğumuz bölgede kavga gürültü genelde olurdu, o yüzden normal karşılayıp ilgilenmedim.Akabinde yüksek bir şekilde çığlık sesi duydum ve ardından 1 el ateş sesi…Kafamı eğerek camdan baktığımda 1 kadın yerde kanlar içerisinde yatmaktaydı.O sırada hemen evde uyuyan arkadaşımı kaldırıp “dışarıda silahla yaralanma var” dedim.Arkadaşım başta inanmasa da duyulan 3- 4 el daha ateş sesi ikna etti..İkimizde camdan eğilerek baktığımızda 2 kişinin (1 kadın, 1 erkek) yerde yattığını ve kenarda duran silahı gördük. Arkadaşıma 155’i aramasını söyledim ve 112 ekiplerini arayarak dışarı çıktım.Kadının sağ yanağında giriş ve sağ parietofrontal bölgede kurşun çıkış izini 112 ye bildirdim ve 2 ekip istedim.Olay yeri delillerini kaybetmeden etrafı kontrol ettim.Femoraldan nabız bakıp bilinç değerlendirmesi yaptım.Nabız var, bilinç kapalı, solunum arrestti.Ağız içindeki pıhtıları çevre sakinlerinden bez isteyip,temizleyip suni teneffüse başladım.Arkadaşım erkek hasta ile ilgilendi ve silahı ayağı ile uzaklaştırdı.112 ekipleri olay yerine 5 dk içinde gelmişti. Ekipleri bilgilendirdim.Hastayı sedyeye alıp ambulansa aldık.Hastayı entübe edip Özel Reyap Hastanesine nabızlı bir şekilde teslim ettim.Erkek hasta ise Özel Esencan Hastanesi ne götürülmüştü.

BUKET ŞAHİN

Kutsal mesleğimin acı tatlı cilvesi atandığım ilk yıllarımda, hayatım boyunca bana ders olacak acı bir anı ile tecrübe ettim. Nöbetimin bitmesine dakikalar kala KKM bir trafik kazası vakası verdi. Hemen çıkış yaptıktan bir süre sonra adrese kısa bir mesafe kala KKM yaralılar hakkında son durum bilgisi vermek için aradı. İçi yolcu dolu bir minübüsün bir arabaya çarptığını ve olay yerinde yaralıların yanında bir tane arrest olduğu bilgisini iletti.

Ambulansımızı uygun yere park ettikten sonra, camdan gayriihtiyari baktığımda annemin korku dolu gözleriyle göz göze geldim. Yanaklarından süzülen göz yaşları gözüme takılmıştı. Hemen ambulanstan inerek ‘’Ne oldu Anne ‘’ diye bağırdığımda, sesi titriyor cevap veremiyordu. O şokta ben daha fazla şokta idim. Zihnimde cevabını bulamadığım sorular yankılanıyordu. ‘’Annem niye burada? Babam nerede?’’

Bir an KKM’nin verdiği bilgi kulaklarımda çınladı. ‘’Bir arrest var’’ aman Allahım…

İlk şoku atlatıp, kendimi biraz toparladıktan sonra olay yerini ekip arkadaşlarım ile değerlendirdik. Kazanın etkisi ile yaralanan vatandaşların çığlıkları kulaklarımdayken yardıma gelen diğer insanların da yönlendirmesi ile arrest olan 50 li yaşlardaki bayan hastaya ulaştık. Bu durumda 1 saniyenin bile hayat kurtardığının bilinci ile hastayı hemen travma tahtasına alıp ambulansın acı sirenleri arasında hastaneye doğru yola çıktık. Aklım fikrim olay yerinde annem-babam da olsa da arrest olan vakayı hayata döndürmek için görevimi tam anlamıyla yapmaya çalışıyordum.

Olay yeri ve hastane arasında geçen kısa süre sonunda hastayı hastaneye ulaştırdık. Hastane ekibi ile birlikte müdahalemize devam ettik. Hastamız hayata  maalesef tutunamadı. O da bilemezdi işe gitmek için bindiği dolmuştaki yolculuğunun hastane acilinde biteceğini.

Acilden çıkar çıkmaz Annem-Babamı hastaneye götüren diğer ambulans ekibi arkadaşlarımı aradım. Gittikleri  hastaneyi öğrenerek yanlarına gittim. İyi olduklarını görmek dünyalara bedeldi.

Hayatımın korku, panik, çaresizlik ve üzüntü ile geçen bu 15-20 dklık kesiti bana ne mi kattı?

Okullarda anlatılan ‘’her hastanıza birer yakınınız gibi davranın’’ ilkesini canlı canlı şahit olarak iliklerime kadar hissettim. Ve yine bu sayede hasta ve yaralıların gözlerine her baktığımda annemin korku dolu bakışlarını hissettim.

Babam… babam ise birkaç kırıkla atlattı şükür .

Yaşamın bizlere böyle kötü şakalar yapmadığı, başarı, sağlık, huzur ve mutluluk ile mesleğimizde çalışabildiğimiz birlik beraberlik dolu nice yıllara.

BUKET ŞAHİN

ANKARA 112

SACİDE KOÇER

Meslek hayatım boyunca hayatın dönüm noktalarını çok yaşadım ve bu da onlardan bir tanesi…Görev yaptığım bir hastanede bir pazar sabahı nöbetimi yeni devraldığım sırada acil  ve CPR  cihazlarını kontrollerimi sağlarken  bir hasta yakını “hemşire hanım babama bir şey oldu bakar mısınız” diyerek telaşlı bir şekilde  yanıma geldi. Hemen hasta yakınıyla birlikle hastanın yanına gittiğimde hasta monitörize idi,  karnı ve testisleri asitten o kadar şişmişti ki patlamaya hazır bir balon gibiydi. (Hasta kronik siroz a bağlı karaciğer yetmezliği nedeniyle karaciğer transplantasyonu olmuştu. Karaciğer transplantasyonu olan hastaların nakil sonrası bol proteinle beslenmeleri gerekmektedir. Beslenmedikleri takdirde vücutta su birikmesi durumunda asite çevirerek ameliyat kesi yerlerinden ve direnlerinden bolca asit birikerek ve özellikle erkeklerde testislerde ödem oluşmaktadır.) Nabzın git gide yavaşlayarak bilincin kapandığını gördüm ve hemen hemşire arkadaşıma seslenerek kalp masajına başladım. Ben kalp masajı yaparken sternuma yaptığım basınçla birlikte fışkırır tarzda asitler çıkıyordu. Yataktan yerlere kadar fışkıran asitle yerler bile ıslanmıştı. Doktora hemen haber verildi ve doktor gelene kadar arkadaşlarımla beraber sedyenin üstüne çıkıp cpr a devam ettik. Vakit kaybetmeden hastanın üstünde cpr yaparak yoğun bakıma hastayı hızlıca transfer ettik. Ertesi gün maalesef hastayı kaybettik ama mesleğimizin bize verdiği yetki ve sorumlulukla doktoru beklemeden o anda hastaya müdahale ederek vicdanımızın ve mesleğimizin sorumluluğunu yerine getirmiştik.

YASİNER SARIBAŞ

Van depreminde gönüllü olarak UMKE personeli olarak Van’a görevlendirildim. Zor şartlar altında görev yaptık. En güzel anılarımdan biri Van Özalp ilçesine 2 ayrı vaka verdiler. Birinci vakamız kalp krizi şüphesi diğeri ise doğum vakasıydı. 2 ambulans yola çıktık doktor hanım Rukiye Saka ve ben kalp krizi diğer ekip doğum vakasını alacaktı. Vakaya giderken radyoda Dilara adlı şarkı çalıyordu dilimize dolandı söyleyerek gittik. Sonradan komuta doğum vakasını doktorlu ekip olduğumuz için bize verdi. Vakaları aldık arka arkaya dönüş yolundayız, benim daha önceden de doğum yaptırdığımı biliyorlar doktor hanım beni aradı Yasiner doğum başladı sen benim ambulansa gel ben kalp krizini alayım dedi. Yolda yerleri değiştirdik… Doğumu yaptırdım baba önde ne oldu diye soruyor herhalde daha önceden cinsiyetine baktırmamışlardı bende hayırlı olsun bir kızınız oldu dedim 5. çocuklarıymış hepsi kız… Baba oğlan olana kadar devam dedi. Anne de Allah razı olsun ismini sen koy dedi bende güldüm Dilara olsun dedim… Teşekkürler

TUĞBA ASLAN

08.03.2018 tarihinde saat 14:30 civarında Beşkonak Kızılcakaya mevkiine ağaçtan düşme olarak verilen vakaya yönlendirildik. Yaklaşık 1 saat sonra hasta yakınları ve jandarma ile karşılaştık. Ambulans çamura saplandığı için toprak yoldan hep beraber yürümeye başladık. Vakanın gerçekte uçurumdan düşme (200m) olduğunu, kimse sağlıklı bilgi vermediği için çok sonra anlayacaktık. Sağanak yağmur altında yaklaşık 2 km. kadar düşe kalka tepeden nehire doğru indik. Hastanın diğer oğlu ve jandarma dereyi geçmeyi başardı. Onlara sırt tahtası ve boyunluğu teslim edip, nasıl kullanacaklarını anlattık. Telefon ve telsizimiz çekmiyordu. Bir arkadaşımız UMKE’ ye haber vermek için ambulansa döndü . O esnada birbirimizi kaybettik. Hayatımız film şeridi gibi gözümüzün önünden geçti. Hava kararmak üzereydi. Bulunduğumuz bölge çok kırsal ve dağlıktı. Yağmurdan ve yürümekten gücümüz tükendiği için geldiğimiz yolları hatırlayamıyorduk. Sağanak yağıştan dolayı nehir yükseldi bizden kimse karşıya geçemedi. Hastanın diğer oğlu ve jandarma karşı dağın eteğinde bulunan hastayı verdiğimiz malzemelerle yukarı çıkardılar. 30 dk. kadar dağın eteğinde hastanın oğlunun bizi yukarı çıkarmasını bekledik. Biz de ambulansla oraya giderek hastamızı aldık. Soğuğa ve yağmura maruz kaldığımız için parmak uçlarımızı hissetmiyorduk. Verdiğimiz onca mücadele boşa gitmemeli elimizden geleni yapmalıydık. Hastamızı ısıtıp, sıvı tedavisi uyguladıkça hastamız toparlamaya başladı. Yaklaşık 1,5 saat sonra Serik Devlet Hastanesi’ne ulaşıp, hastamızı teslim ettik. Acilde Serik ekibimizle karşılaştık, bize temiz kıyafet verip, karnımızı doyurdular. Kendimize saatler sonra gelebildik. Ama bir hayat kurtarmanın verdiği mutluluk hiçbir şeyle kıyaslanamazdı. 112 ekibi hastaları için umudun adıdır, ulaşılmazlara ulaşır, uzak demeden, ücra demeden ihtiyacı olanlara el uzatır. Şartlar ne kadar zor olursa olsun sağlık çalışanlarımız engel tanımadan milletimiz için çalışmaya devam ediyor…Saygılarımızla.

AYŞENUR PEÇE

UMUT IŞIĞI

Benim hikayem ilk olarak sarı montlu hayat kurtaran kahramanları on yaşındayken tanıdığımda başladı. Üst komşumuz yaşlı teyze KOAH atağı geçirmişti ve sarı montlu kahramanlar ambulansla gelip komşu teyzeye yaptıkları doğru ve zamanındaki müdahaleyle kurtardılar. İşte o an ambulansa aşık olup, kendimi hayat kurtarmaya adadım. Bende sarı montlu kahramanlardan olacağım dedim. Bu sebeple hayat beni mesleğine aşık bir acil tıp teknisyeni olmam için yönlendirdi. Ruhsal ve zihinsel engellilerimizle, palyatif engellilerimizin bulunduğu bir bakım merkezinde çalışmaya başladım.

Kurumumuzda engellilerimize hem tıbbi bakımlarını hem de hayatlarını toplumdan kopmadan devam ettirebilmeleri için rehberlik ediyorduk. İlk iş günümde sorumlu hemşirem bana engellilerimizi tanıştırdı. Hepsinin başka hayat hikayeleri, umutları, ve özlemleri vardı. Hepsini çok sevmiştim fakat içlerinden bir engellimiz dikkatimi çekmişti. Odasından hiç çıkmayan, kimseyle konuşmayan, günün belirli saatlerinde bir genç kızla orta yaşlı bir hanımefendinin resmine bakıp ağlayan Levent adlı bir amcamız vardı. Sorumlu hemşireme Levent amcayı sorduğumda “elimizden gelen her şeyi yaptık ama bir türlü onu sosyalleştiremedik” dedi. Bende hikayesini merak ettim ve sordum. Ne yazık ki üzücü bir hikayesi vardı. Levent amca Bursa’ nın ünlü aile hekimlerinden biriymiş. Bir kızı varmış. Kızı da onun izinden giderek tıp fakültesi okuyormuş. Tıp fakültesinin son sınıfında elim bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetmiş. Ardından kızının acısına dayanamayan Levent amcanın eşi de bir yıl sonra MI sebebiyle vefat etmiş. Bunlara dayanamayan Levent amca maalesef herkesle iletişimini kesip sokaklarda yaşamaya başlamış. Ardından da kendisine şizofreni teşhisi koyulup yıllardır görüşmediği kız kardeşi tarafından kurumumuzda misafir edilmek üzere beş yıl önce gelmiş. Ben Levent amcanın hikayesini dinledikten sonra babamı küçük yaşta kaybettiğim için onun acısını anlayabiliyordum ve kendimi Levent amcaya yakın hissettim. Dedim ki içimden “Levent amca hayat sana acımasızca davranmış olabilir ama ben seni hayata yenilmene izin vermeyeceğim”. Her kat kontrolünde, ilaç saatlerinde, sosyal aktivitelerde yanına gidip ona hayata tutunması ve sosyalleşmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyordum. Hep beni tersliyordu ve hep ‘İşime karışma hemşire hanım’ diyordu. Ama ben yılmayarak yanına gittim. En son yine yanına gidip konuşmaya başladığımda bana bağırarak ‘Sen suçsuz biricik kızını, aşık olduğun hayat eşini, kendini adadığın işini, servetini kaybettin mi küçük hanım?’ dedi ve ben donakaldım. ‘Sana kolay bana burada gelip akıl vermek, hayatın güzel yanlarını anlatmak dedi. Bir anda irkildim, tam iki buçuk aydır onun hayatta tekrar ayağa kalkıp direnmesi için her seferinde terslemelerine, bağırmalarına rağmen pes etmeden onunla iletişime geçmeye uğraşıyordum. Bende artık dayanamayarak “Bak Levent amca yaşadıklarını biliyorum anlamaya çalışıyorum. Tabi senin hissettiklerini tam olarak anlayamam. Ama bu yaşıma rağmen ailenden sevdiğin birini kaybetmenin ne demek olduğunu, hayatın onun yokluğuna alışıp ne kadar özlesen de kalbine gömüp devam etmen gerektiğini kafama vura vura öğretti bana. Bir evlat kaybetmenin ne kadar acı olduğunu bilemem ama ben babasızlığın ne olduğunu bilirim. İki buçuk aydır seni anladığım için senin sosyalleşmen hayata katılman için elimden geleni yapıyorum. Gör artık gör” dedim ve çıktım odadan. Sonraki iki gün boyunca izinliydim. Nöbete gittiğimde rutin işlerimi yaptım. Saat gece bir buçuk olmuş nerdeyse tüm engellilerimiz uykuya dalmıştı. Ben de yarın için tüm işlerimi bitirdiğim an sağlık odasına Levent amca geldi. Normalde hiç gelmediği için bende “iyi misin Levent amca herhangi bir şey mi var” diye sordum. Levent amca da ‘yok kızım, oturabilir miyim diye sorunca, bende “tabi oturabilirsin” dedim. Levent amcanın ilk defa güldüğünü gördüm. Ve bana dedi ki ‘Çokbilmiş, yeni yetme hemşire hanım en sonki konuşmamızdan sonra çok düşündüm. Dediğin gibi iki buçuk aydır benle uğraşıyorsun. Kusura bakma biraz seni yordum, üzdüm. Ama bana ben böyle yaptıkça onlarında beni öbür dünyadan gördükçe üzüleceklerini hatırlattın. Benim kızımda senin gibi çok azimliydi ve aynı senin gibi güler yüzlüydü. Evet, bilmiş küçük hanım sen benim toparlanmama sebep oldun.

Teşekkür ederim’. Tam ağzımı açacakken “İyi nöbetler bilmiş hemşire hanım” diyerek odadan dışarı çıktı. Ertesi gün sağlıkçılar odasında toplantıda herkes Levent amcadaki büyük değişikliği konuşuyordu. O günden sonra Levent amca herkesle iletişim kurup, şakalaşıyor ve sosyal aktivitelere de katılıyordu. Bir sürü mesleki hikayesini anlatmıştı. Ben onun sevdiklerine özlemlerini dinliyordum o da benim. Belki de ikimizde yaralarımızı böylelikle sarmıştık. Ama her mutlu hikayenin sonu mutlu bitmiyor. Bir gün gündüz öğle yemeği saatinde bakım hizmetleri sorumlumuz telaşla geldi. Levent amca hareketsizce yerde yatıyor demesiyle yukarı koştum. Gittiğimde nabzı atmıyordu hemen CPR uygulamasına başladım. Diğer iki hemşire arkadaşımda geldi. Ardından 112’ yi aradık onlarda geldi. Bana “kalp masajını devralalım” dediler ama “hayır ben devam ederim” dedim. Ta ki acil servis doktoru devralıyorum diyene kadar. Ama maalesef yarım saat sonra doktor çıkıp o kötü haberi verdi. Levent amcayı kaybetmiştik. Belki vefat edeceğini hissetmişti bilemiyorum ama iki gün önce yanıma gelip bana sosyal aktivitede yaptıkları bir çerçeveyi vererek “yüzündeki tebessüm hiç eksik olmasın büyümüşte küçülmüş hemşire hanım. Sen benim gibi zor bir adamı bile dize getirdin ya sana helal olsun. Rabbim uzun ömürler versin anneciğinle ve onla en güzel anını bu çerçeveye koy, bana hakkını helal et” dedi. Bende o nasıl söz öyle Levent amca veda eder gibi dedim. Asıl sen bana hakkını helal et. Lütfen öyle konuşma dedim. Ve bu konuşmadan iki gün sonra Levent amcayı kaybettik. Levent amca nurlar içinde uyu senden hayata dair çok şey öğrendim. Levent amcanın bu hikayesi benim meslek hayatımda hiç unutamayacağım bir hikayedir.