HİLAL ŞENGEL

Hepimizin ekranları başından seyrettiğimiz, acıları paylaşmak, dertlerine az da olsa ortak olmak varken,sadece uzaktan bakmak ve birilerinden bir şey yapmasını istemek artık benim için yeterli olmuyordu.İlk fırsatta Umke temel eğitimini alıp hemşire olarak yardım etmeliydim. Üzerinden çok uzun zaman geçmeden Kilis Fırat Kalkan Harekatı devam ederken 20. bölge Umke görevlendirmesi olduğunu öğrendim. Hiç düşünmeden bu görevde bulunmak istediğimi bildirdim. Fakat bu göreve gideceğimi aileme söyleyememiştim. Bölge biraz tehlikeli olduğu için karşı çıkacaklarını biliyordum. Düşündüğüm tepkiyi verdiler. Onlara sadece şu söyledim: “Ne mutlu ki bana Hilal adını koymuşsunuz bırakın ki ismime ve mesleğime yaraşır bir şekilde oralara gidip o insanlara bir nebze yardımcı olabileyim”. Benim kararlılığımı ve isteğimi görünce yanımda olup yine desteklerini esirgememişlerdi benden. Tüm hazırlıklarımız tamamladıktan sonra Kilise doğru yola çıktık. Evet, nasıl bir yere gideceğimizi hiçbirimiz bilmiyorduk belki ama hepimizin içinde vicdanımızın vermiş olduğu o huzur vardı. Kilis Çoban Beyde oluşturulan sahra hastanesinde nöbetlerimiz tutmaya başladık. Geldiğimiz ay Ramazan ayıydı. Gün boyu beklerken Suriye den 2 çocuk yaralının geleceği haberini almıştık. Arkadaşlarımla birlikte gerekli hazırlıkları yaparken ambulans acı sesiyle bize yaklaşmaktaydı. Kapıları açtığımızda karşımızda paramparça olmuş iki küçük beden, bir tanesi bize ulaştığında ruhunu ebediyete çoktan teslim etmişti. Bir kaçımız minik yavruyu hayata tekrar döndürmek için elinden gelini yaparken, bir kaçımızda bilinci yerinde fakat alt uzuvları paramparça olmuş, bakışlarında tüm dünyanın yükü saklı olan yavrunun yanı başındaydık. Tek suçları o masum dünyalarında birlikte oyun oynayabilmekti, çocuklar ellerinde bulunan oyuncakları beğenmezken onlar misket bombasını top zannedip oynamaya kalkışmışlardı. Elimizden gelen tüm müdahaleleri yapmamıza rağmen bir çocuk kurtulamadı. Diğeri o kadar dayanıklı, o kadar güçlüydü ki ağzından sadece tek bir kelime çıkıyordu. Dillerini bilmediğimi için tercümana sordum ne diyor bu çocuk diye “su” dedi. Muhtemelen çocuk oruçluydu ve sadece su diye bağırıyordu. Kanamasını durdurup bacaklarını atele aldıktan ve çocuğu stabilize hale getirdikten sonra ilk yaptığım şey su bulup dudaklarını ıslatmak oldu. O an yaşadığım duygunun tarifi yok, karşımda acılar içinde kıvranıp minnet diyen iki çift göz . Çocuğu sevk ettik. Fakat diğer çocuğun babası kapımızın önündeydi. Ona tüm müdahalelere rağmen kurtulamadığını anlattık. Acılı ve çaresiz baba bize şükürlerini sunup sessiz bir bekleyişe geçti. Gitmek için karşı taraftan aracın gelmesini bekliyordu. Bizde işlerimizi bitirip konteynırdan dışarı çıktık. Oruçluyduk fakat hiç birimizin aklında ne yemek nede su vardı . Karşımızda kıbleye dönmüş namazını kılan acılı baba.. Karşı taraftan aracın gelmesiyle baba minik yavrusunun cansız bedenini kollarının arasına alarak araca doğru yürümeye başladı. Tüm bu olaylar yaşandıktan sonra yastığa başımı koyduğumda aklımda kalan acı dolu o meleğin bakışları ve evladını kaybetmiş fakat hala bize şükürlerini sunan babanın acı sesiydi. O gün dedim ki iyi ki hemşireyim…

TÜLAY YAĞAN

Bir çöp kutusu kenarından geçerken ağlama sesi ile irkilip sese baktık ve yenidoğan bir bebekle bulduk polise haber verdik ama bebek öldü ölecekti. Ambulans da çağırdık o sıra bebeği sardık sarmaladık. Yenidoğan hemşiresi olduğum için de daha iyi yardımcı oldum. Ambulans bizi hastaneye getirdi. Bebeği yoğun bakıma aldılar. Ama enfeksiyon değerleri o kadar yüksekti ki yaşama ihtimali nerdeyse yoktu. Buna rağmen iyileşti ve 3 aylık olduğunda artık bize gülüyordu. Çok alıştık çok sevdik adını Melek koyduk.  Bu olayı hiçbir zaman unutamıyorum bir canın yaşama tutunmasına güç verip yardımcı olduğumuz için çok mutluyum. İyi ki bu meslekteyim. Ne para için ne de başka bir şey için mesleğimi bırakmam. Hiç bir hastanızı taburcu ederken ağladınız mı? Biz çocuk esirgemeye teslim ederken çok ağladık ozaman daha iyi anladım…

EDA ŞİFAN

26.05.2009 tarihinde Bursa ili  Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi Cerrahi Yatan Hasta Servisinde  çalışıyordum. Nöbet yeni başlamıştı ve stabil gidiyordu.  İçimde bir sıkıntı ve huzursuzluk olduğunu nöbet arkadaşlarımla paylaştım.  Planlı takip ve tedavileri uyguladıktan sonra hastalarımızın kontrollerini yapmaya devam ediyorduk. Saat 23.30 sularında nedeni bilinmeyen bir yanık kokusu geldiğini fark ettim. Ekip arkadaşlarımı uyararak çalıştığımız bölümde bulunan tüm elektronik cihazları ve kapalı odaları açarak kontrol ettik. Bulunduğumuz kattan kaynaklanan bir sıkıntı olmadığını tespit ettik. Diğer kat ve bölümlerde görev yapan arkadaşlara telefon ile ulaşarak durumu anlattık. Onların çalıştığı bölüm ve katlarda da bir sıkıntı yoktu. Vakit ilerledikçe duman kokusu tüm binayı sarmıştı. Hastalar endişelenmeye ve korkmaya başlamıştı.

Bir taraftan hasta  ve yakınlarını sakinleştirmeye çalışıyor, bir taraftan da kontrollerimizi  yapıyorduk.Bulunduğumuz katın koridorunda artık  duman yoğunlaşmış, göz gözü görmüyordu. Bu durum sonucunda hastalar ve personel panik halinde koşturmaya ve çığlık atmaya başlamıştı.  Akabinde bina koridorlarında anons sesleri ve yangın alarm sesleri yükseliyordu. Nedeni bilinmeyen bir yangın olduğu, hastanenin acil tahliye  edilmesi gerektiği anonsları ile hastaların çığlıkları bir birine karışıyordu. Kısa bir süre şok yaşadıktan sonra sakin kalmaya ve hastaları acil olarak tahliye etmeye karar verdik. Ekip arkadaşlarım ile hızlı bir şekilde triyaj yapıp bu doğrultuda hastaları tahliye etmeye başladık. Her bölümde bulunan hastane tahliye planını inceleyip bu plan dahilinde tahliyeleri devam ettirdik. Kendi katımızda bulunan hastaları ve refakatçileri tahliye ettikten sonra  diğer bölümlerde (Yoğun Bakım Çocuk servisi, Kadın doğum vb.) bulunan hastaları tahliye etmek için hastane yönetiminin planlaması dahilinde tekrar binaya girdik. Bir taraftan da itfaiye ekipleri yangına müdahale ediyordu. İdari hekim tarafından 3. Basamak Yoğun Bakım Ünitesine görevlendirilmiştim. Yoğun bakım ünitesine geldiğimde 5 hastanın tahliye beklediğini ve bu hastaların monitörize, entübe olduğunu gözlemledim. Benim peşimden 2 hemşire arkadaş daha yoğun bakım ünitesine girdi. Yoğun bakımda görev yapan arkadaşlarla beraber 5 hemşire olmuştuk. Hızlı bir planlama yaparak hastaları CPR eşliğinde kapıda bekleyen 112 ekiplerine teslim ettik. Bu süreç sonucunda tüm hastalarımız çevre hastanelere sevk edildi.

Yoğun dumana maruz kalmaktan kısa  süreli bir bilinç kaybı yaşadığımı hastane bahçesinde kurulan güvenli alanda kendime geldiğimde anladım. Çok yoğun duman alan servislerimizde bulunan 8 hastamızın kaybedildiğini öğrendiğimde ağlamaktan boğulur gibi olmuştum. Bursa Valiliğinin ve hastane personelinin mükemmel koordinesi neticesinde kaybımız artmamıştı. Sağlık personeli olmanın önemini ve bilincini bir kez daha anlamıştım. Meslek hayatımın ilk yıllarında yaşadığım bu acı tecrübe ve mesleki tatminkarlığı asla unutmadım unutmayacağım…