İZZET YALÇIN

Mardin Nusaybin Devlet Hastanesinde  yaz  günü staja gittim. Öğrenciyim tabi.. acil serviste malzemeleri kontrol ediyorum eksik varmi diye. Resusitasyon odasının malzemelerini kontrol ediyorum, bir bağırışma sesi geldi. Prematüre bebek yaklaşık 2 saattir hipoksik kalmış. Bize geldiğinde siyanotikti. Hemen resusitasyon odasına aldık. Monitörizasyon, entubasyon hazırlığı, damaryolu, oksijenizasyon derken cpr a başladık. Aralıksız 1 saat 36 dk cpr yaptık. Tam umudu kesmişken bir an nabzı geldi. Daha sonra ritim tekrar asistoli oldu. En etkilendiğim ve hayret içinde kaldığım olaydı.

ÇAĞATAY ÇINAR

Öğrencilik hayatımın daha başlarıydı henüz 10. sınıf öğrencisiydim, o gün hafta sonuydu ve tatildi. Ben uyurken içeride çığlık sesleri duydum saat sabaha karşı 05:45 civarıydı. Hemen kalkıp içeriye gittiğimde dedemin yerde baygın olduğunu babamın ve babaannemin de başlarında ağladıklarını gördüm. Nabız almaya çalıştığımda nabzın olmadığını fark ettim ve babama 112’yi aramasını söyledim. Dedemi yere düz bir şekilde yatırdım, babaanneme sakin olmasını ve uzaklaşmasını söyledim. Hemen kalp masajı yapmaya başladım 7-8 dakika kadar kalp masajı yaptıktan sonra 112 ekipleri geldi telefonda kendilerine kardiyak arrest olduğunu belirtmiştik. Defibrilatör bağlandığında hala masaja devam ediyordum. Ekip bırakmamı söyleyene kadar hiç bırakmamıştım. Defibrilatör bağlandıktan yaklaşık 1 dakika sonra ritmin geri döndüğünü gördük ve masajı bıraktım. Dedemin Giresun Devlet Hastanesi’ne nakli sağlandı. Bu benim karşılaştığım ilk vakaydı, ben müdahale ederken babam ve babaannem ajiteydi. İlk defa birinin hayatı benim ellerimdeydi, müdahale esnasında kendimi ağlamamak için zor tutmuştum ve hele hele müdahale ettiğiniz kişi en yakınınız ise…

SELİM HALİM ÖLÇER

İşte o gün gelmişti. Artık bende bir sağlıkçıyım diyebildiğim kendimi tam anlamı ile büyük ve yüce Türk sağlık camiasının bir ferdi olarak görebiliyordum. Evet artık staj yapmaya başlamıştım. Çocukluğumdan beri sürekli kendime söylediğim bir söz hayatıma yön verdi: “hangi işi yapıyorsan yap ama en iyisi ol”. Bu cümlemi amaç edinmiş biri olarak 2015 yılında başladım çalışmalara. Sırasıyla ilk olarak İBB ilk yardım belgemi almakla başladım sonra Yenidoğan ve Neonatal Bakım Sempozyumu, ardından acil servis ve hasta yönetimi ardı arkası kesilmiyordu. Ardından Umke ve Afad gönüllüsü de olmuştum. Yaz aylarında gözlemci olarak gönüllü nakil ambulansında staj yaptım hem de sıfır ücretli ama olsun değer bu sevda için. Gel gelelim hastaneye başladığım zaman önce ekg birimi, ardından diş polikliniği ve ardından müthiş bir heyecanla beklediğim acil servise girebilmiştim. Gözlem yaparak birçok şey öğrendim. Doktorlarımız bize özel olarak ilgi gösterip bir şeyler öğretmeye çalışıyor her zaman. Ve merakla beklediğimiz o vaka geldi ancak kırmızı alana giren ilk stajyer olarak sıvadım kollarımı. 32 yaşında erkek hasta kafasına sert bir cisimle vurulmuş hastanın GKS: 3 bilinç konfüze yolda cpr yapılmış ve dönmüş anlamsız cevaplar ve kibas bulguları mevcut idi. Hasta 112 ambulansı ile bize gelmişti, anlamsız hareketleri damar yollarını sabitleştirmeyi zorlaştırıyordu. İki koldan çift damar yolu açıldı, bende bu esnada hastayı monitörize edip oksimetreyi çoktan parmağına takıyordum. Hastanın nabzı bradikardik, yüzünde ufak kesi, kafatasında gözle görülen bir kırık vardı. Sol gözünde rakun göz tarzı bir morluk mevcut idi, çenesini kasmış airway takmakta zorlanıyorduk. Uzman doktorumuz hastaya bu ağır şartlar altında entübasyon yapabilmişti. Geçtim ambunun başına ve o sırada hastadan hemogram, biyokimya ve kangazı alınıyordu. Hastanın acilen tomografiye gitmesi gerekiyordu ama portatif ventilatörümüz o anda malesef arıza verdi. Mecburen hasta başında ambu yaparak gittik. Bu insan üstü çaba bir insanın hayata tutunması içindi. Doktorlarımız sürekli beni yönlendiriyor ve etkili ambu yapmanın tekniklerini anlatıyordu. Tomografiden sonra hastayı ameliyathaneye çıkardık ve ben hala ambu yapıyordum. Ama hiç yorulma yok söz konusu değildi. İnsan hayatı olunca insan yorgunluk hissedemiyor. Hastayı ameliyathaneye teslim ettik ve tekrar kırmızı alan döndüm. Yerler, sedye her yer kan içinde, kablolar dağılmış. Burada 10 dakika önce sağlıkçı ordusu bir hasta için inanılmaz çaba gösteriyordu. Mesaim bitince bir kahve içmeye gittim ama aklımdan çıkmıyor tabi ki. Çalıştığım hastaneden aldığım teşekkür belgesi benim için alınmış en muhteşem ödüldü. Haftalar aylar geçti hastayı çocukları ve eşi ile beraber hastaneye kontrole giderken otobüste gördüm. O benim resüsitasyonda yer alanlardan biri olduğumu bilmiyordu ama ben biliyordum. İşte o an dedim ki iyiki bu büyük camianın bir parçasıyım. Göz yaşlarım yanağımdan süzüldü ama bu sefer mutluluktan tabi ki… İneceğim durağa gelince affedersiniz deyip hastamla yüz yüze geldim ve indim otobüsten. Benim için hayatımda yaşadığım en dokunaklı anlardan biriydi. İşini severek yapmak, dünyadaki birçok şeyin vermediği mutluluğu size verir.

SELMAN GÜMÜŞ

Özel bir hastanede acil tıp teknisyeni olarak staj yapmaktayım. Lise 3. sınıftayım. Hava çok güzeldi. Günlük güneşlik bir hava vardı. Günlerden perşembeydi. Acil servis sakindi. Acil servis sorumlusu ve acil servis hemşireleri molaya çıkmış, acil servis doktoru da yemeğe çıkmıştı. Acil servis sorumlusu “vaka gelirse direk beni ara” demişti. Ben de tamam hocam dedim. Ben ise acil serviste serumları düzenliyordum. Bir anda ”yanıyorum” diye bir çığlık sesi duyulmuştu. Bende biri mi yanıyor acaba düşüncesiyle acil servisin koridorlarına bakarken koşarak bir bayan acile doğru geliyordu. Hanımefendinin fiziksel durumu gayet iyiydi. Fiziksel olarak herhangi bir yerinde ateş ve yanma gözükmüyordu. Bir yandan hanımefendiyi sakinleştirmeye çalışırken öbür yandan ise acil servis sorumlusunu aramıştım. Acil servis sorumlusu gelmeden acil servis koridorlarında bir çığlık daha yankılanmıştı. 47 yaşında erkek hasta myokard enfarktüsü geçirmişti. MI hastası gelene kadar acil servis hemşireleri ve acil servis sorumlusu da gelmiş oldu. Hemen resüsitasyon odasını hazırladım. Vakit kaybetmeden hastayı resüsitasyon odasına aldık. Yanıyorum diyen bayana da acil servis
hemşiresinin yardımcı olmasını istedim. Saat 14:40 gibiydi. Hemen mavi kodu verdim. Acil servis doktorları ve görevli doktorlar da geldi. Vakit kaybedilmeden CPR ve entübasyona başlanıldı. Bende hemen damaryolunu açtım. Bu benim mesleki hayatımda gördüğüm ilk MI vakalarından biriydi lakin hasta bize gelene kadar kardiak arrest gelişmişti. Yaklaşık 50 dakikalık müdahalenin ardından hastayı
kaybettik. Acil servis koridorları hasta yakınlarıyla dolmuştu, taşmıştı. Hasta yakınları hastanın ölüm haberini aldıktan sonra sinir krizleri geçirmişti. Kimisinin de şekeri ve tansiyonu düşmüştü. Sinir
krizi geçiren hasta yakınlarını acil servise müşahede altına aldık ve doktor onayıyla 100 cc SF içine 1 ampul dormicum ekleyerek hastaya yavaş infüze ettik. Şekeri ve tansiyonu düşen hasta yakınlarına da
dekstroz ve SF taktık.

TOLGA BODUR

Aslında bu mesleği küçükken seçmişim de haberim yokmuş. Giresunluyuz ancak zamanında kömür madeni dolayısı ile Zonguldak’ta ikamet ediyoruz. Yazları fındık bahçelerimize memleketimize gidiyoruz. Tabi akrabalarımız da orada yaşıyorlar. İmece usulü ile bahçelerimizi bitirip yaylalarda kafa dinlemeye çıkarız. Ancak 2014 yazı bizim için güzel bitmedi. 2 dayım vardı. Küçük olanı daha çok severdim. Birbirimizi iyi anlardık.  Bir gün arabası ile gece gezmeye çıkmıştık. Birde arkadaşı vardı. Bizimkiler limana çekti arabayı. Alkol almaya başladılar. Ben bilirdim gözlemlerdim etrafımdaki alkol alanları, sonraki hallerini her şey normaldi. O zamanlar 15 yaşlarındayım diye hatırlıyorum. Yeni evliydi dayım çocuk bekliyorlardı henüz 6 aylık civarı. Borçlar, dertlerden bahsediyordu arkadaşı ile dertleşiyordu. Tabi yavaş yavaş dozu aşmaya başladılar. Gülmeler eğlenmeler peşinden gelmeye devam etti. Saat 2 ye yaklaşırken artık geç oldu diyerek evlerimize dağılmaya karar verdik. Dayım ile ben evin yolunu tutarken direksiyonu bana verdi. Geçtim başına korkuyordum tabi kim bilir kaç promil çıkardı?.. Kısa bir zaman sonra bi bi göz attım dayıma uyuyakalmış yan koltukta. Bir iki seslendim tabi onca içki bütün sistemi felç etmiş duyar mı hiç. Sürmeye devam ettim sonra dayım kusmaya başladı ama bilinçsiz bir kusma hareketiydi. Arabayı durdurdum. Biliyordum  alkolü fazla kaçıran böyle kusuyordu ve yine uyumaya devam ederdi. Aynısı oldu yine uyumaya devam ediyordu. Yüzüne su vurdum ellerimle. Uyanmıyordu endişelenmeye çoktan başlamıştım. Tek başımaydım ve bilmiyordum, kusarsın biter uyursun sanıyordum. Hiç tahmin edemedim kusmuğun soluk borusuna kaçabileceğini. Hiç hareketi yoktu. Böyle götüremezdim, haber verdim büyük dayıma oda bizim yanımıza gelecekti. Endişeyle yarı ağlamaklı anlattım olan biteni. 10 dakikaya yanımdaydı oda uğraştı uyandırmaya sonra kendi arabasına almaya karar verdik evine götürmeyi düşünürken bir şey fark ettim, dudakları koyu renge dönmüştü. Tırnak ayaları koyuydu. Dayımı kaybediyordum. Büyük dayım endişeye kapıldı oda normal sanıyordu, aşırıya kaçtı, hafif komaya girdi sanıyordu. Tokatladı, seslendi, dönen yok. Bir anda dayım ölüyor dedim. Hastaneye gidelim dedim. Yok ne ölmesi dedi, kalbi atıyor mu diye baktı. Bir an yüz yüze geldik. Apar topar yan koltuğa aldık. Hastaneye vardık her şeye şahittim ne olduğunu anlatıyordum. Dayımın elbiselerini kesiyorlardı, kalp masajı entübasyon uğraşları. Herkes beni unuttu orada, seyrettim olan biteni, diyebilecek bir kelimem dermanım yoktu. Yarım saat boyunca orada kalakaldım. “Daha çok gençsin pes etme” diyorlardı. 28 yaşında idi. Kalp masajı, yapılan ilaçlar. Orada geçirdiğim yarım saat bana bir gün gibi geliyordu. Büyük dayım kendini paralıyordu. Telefondan annem aradı evde bekliyorlardı bizi. Nasıl anlatırdım, ne derdim? İkinci kez aradı dayıma verdim tek kelime diyemedim. Hastaneye gelin dedi. Annem orda bayılmış kaza yaptık sanmış. O ara hala uğraşıyorlardı perdenin arkasında uyandırmaya çalışıyorlardı. Paramedikler, hemşireler doktorlar, kurtaramadılar. Ben hiçbir şey yapamadım. Beş dakika sonra ortalık karıştı. Feryat figan doldu taştı. O günden bugüne hep içimde vicdan azabı taşırım. İnsanların hayatlarına dokundukça kendimde huzur buluyorum vicdanıma su serpmiş oluyorum. Bu mesleği 15 yaşımda seçmişim ama haberim yokmuş. Sayısalım yoktu. Liseyi Zonguldak’ta sözel bölümünde okudum. Tercih yapmadım. Mezuna kaldım bir sene deli gibi hiç anlamadığım sayısal bölümünü çalışıp Giresun Paramedik bölümünü kazandım. Allah’ın izni ile de bu yaza bitiriyorum. Ölene kadar bu mesleği yapmak istiyorum. Çünkü insanların hayatına dokunmak benim için tarif edemediğim kadar güzel ama sebebini bildiğim bir duygu.

AYŞENUR KARACA

Yaz stajını yaptığım günlerdi. Anons sesiyle herkes telsize odaklanmıştı. Heyecanla verilen vakanın ne olduğunu duymaya çalışıyordum.Vakamız trafik kazası olarak verilmişti.Yıldızeli’nde tarım işçilerini taşıyan traktör ile düğün yolcularını taşıyan minibüs çarpışmıştı.Olayda 19 yaralı ve durumu ağır olanlar olduğu için Yozgat ve Sivas merkezden de ekip istenmişti.Hızlı bir şekilde yola çıkmıştık.Büyük ihtimalle bizden önce olay yerine bir ekip gidecekti ve triajı onlar yapacaktı.Yinede triaj renklerinin anlamlarını,verilen kodların belirlenmesini, değerlendirme kriterlerini gözümün önünde canlandırmadan edemiyordum.Ambulansta vakit geçirmeyi çok seviyordum,bana evimdeymişim gibi geliyordu ama vaka zamanları hariç.Olay yerine vardığımızda durumu ağır olan yaralılar öncelik verilerek hastaneye nakilleri sağlanmıştı.Orta yaşlarda bir erkek hastayı triaj ekibi bize vermişti.Hastanın bacaklarında ve vücudunun çeşitli yerlerinde açık yaraları vardı.Oldukça tedirgindi ve onu sakinleştirmek görevi bize kalmıştı.Gerekli müdahaleyi yaptıktan sonra hastanın naklini sağladık.Pantolonuma sıçramış kan lekesine oradan da elime bulaşmış kana bakarak’ doğru yoldayım’ diye fısıldadığımı hatırlıyorum.

MUSTAFA KESKİN

Memleketin Batı Karadeniz Bölgesinde Karabük adlı ilin Safranbolu ilçesinde 112 acil sağlık istasyonunda staja çıkmış, memleketinden uzakta ve hiç görmediği, tanımadığı insanlara yardım edip hayatlarının en zor zamanlarında canlarını kurtarmayı öğrenmek için uğraşan bir öğrenci. Staja çıkanlar bilir o ilk heyecanı, kulağın her an telsizde, çalışan herkes rahat ama sende ister istemez bir tedirginlik, hem vaka görmek istiyorsun hem de KKM’ den gelen o ses: Vaka veriyorum: Vakanız Muhtemel Arrest -Anlaşıldı merkez çıkış yapıyoruz. Stajyer olarak arka kabindesin ve hazırsın, daha doğrusu hazır gibisin. Çünkü ilk vakaların ve vaka Arrest. Arka kabinde bir yandan sağa sola hızla gidip geliyor, bir yandan eldivenini giymeye çalışıyor, bir yandan da siren seslerine kulak veriyor ve daha da heyecanlanıyorsun. Olay yerine gelir gelmez kapı açıldı ve ekip sorumlumuz “defiyi al hadi hadi koş” dedi. Hızlı adımlarla apartmanın 3. katına varıyoruz. Kapı hafiften ayrık içeri girerken içerdeki kötü koku her tarafa yayılmış rahatsızlık veriyor ama önemi yok. İçerde koridora uzanmış bacaklar gözüküyor yanına vardığımızda kafa kısmı tuvalet girişinde diğer yarısı da koridora uzanmış vaziyette. Hemen hastamıza gidip pozisyon veriyoruz, ABC kontrolü ve pupiller kontrol, hemen ardından hastamızı defiye bağlıyoruz. Ama maalesef ritim asistol hastamızın yaşı 75.  Yere baktığımızda ise hastanın ağız sekresyonlarına karıncaların gelmesi gibi nedenler olayın üzerinden çok zaman geçtiğini bize söylüyordu. Bundan dolayı protokol uygulanmıyor. Kendi aramızda konuşup ekip sorumlumuzun aile ile konuşmasıyla KPR başlamama kararı alıyoruz. Bu arada hastamızın eşi alzhemier hastası ve ne oluyor diyor ağlıyor, bağırıyor. Olayın farkında değil. Hemen odaya alıp onun da tansiyonunu kontrol ediyorum. Tam bu sırada vakamızın oğlu içeri ani bir giriş yaparak hem ağlıyor hem de duvarları yumruklayarak feryat ediyordu. O sırada hem kendi kendine konuşuyor hem de bize anlatıyor: “6 tane çocuğu var kimse bakmıyor, bende işten dolayı bakamıyorum mecburen kameradan bakıyorum” diyor .Tabii biz olayı anlayamadık, kafamızı kaldırıp tavana baktığımızda evin içinde güvenlik kamerası ve o çocuğu da oradan anne- babasını izliyormuş. “Daha sabah baktım bir şey yoktu, nasıl oldu. Ben napayım, anca gücüm bu kadar yetiyor” diyor. Komşuları kokuyu duymasa belki de günlerce öylece kalacaktı. Son görevimizi de vakayı yatağına kaldırıp battaniye ile üstünü kapatıp KKM ye siyah kod vererek istasyona dönüş yaptık. Selam olsun gecenin ve gündüzün sarı yelekli Meleklerine.