YILDIZ USLU

Aylardan Şubatın 2 si ve günlerden nöbet hava açık ve güneşliydi. Sokaklar sessiz ve eskisi gibi kalabalık değildi. Kilis’te çalışmak kolay değildi özellikle o zamanlar. Ne ararsak vardı yaşanmışlarda. O kadar çok yazılacak var ki kalemimde ama yürek dayanmıyor el yazmıyor. Bazen sinemaya gitmek dahi sıradan geliyordu belki de fazlasını yaşıyorduk; acı, hüzün, gözyaşı, aksiyon, korku, başarı, sevinç, mutluluk… Vakadan gelmiştik istasyonumuzda oturuyorduk. Telefon görüşmesi yapmak için bahçeye çıkmıştım. Çok yakından yoğun ıslık tarzı sesi duydum ve hemen yere yattım ekibime roket düşecek demeye kalmadı şiddetli bir gümmm…! sesi ile ortalık inledi Anladım ki o an üzerimden roket geçerek sokağa düşmüştü. Her gün her an riskti, maalesef alışmıştık. Roketin havadaki sesini duyunca ne kadar yakın uzak anlayabiliyor ve gümleme sesine göre hangi bölgeye düştü tahmin edebiliyorduk. Bu duruma alışmış olmak ne aciz ne kötü. Ambulansla istasyon sokağına çıkış yaptık. Deyim yerindeyse mahşer yeri gibi, halk panik yol ortasında yatan yaşlı bir amca ve hemen yanında yere saplanmış öyle duran bir roket. Olay yeri güvenliği tabi ki yoktu roketin patlamamış olma ihtimali de vardı. Öyle duramazdık malzemelerimizi alıp indik ayağımın yanındaki rokete ve arkadan gelen abla patlamamış dikkat et seslerine aldırmadan hastayı bir an önce aldık ve ambulansta ilk müdahalesine başladık. Durumu kötüydü ve sağ omuzdan kolun ampute olması (kopmasına ) 2 cm lik deri parçası kalmıştı ve bu durumu koruyarak tespit, açık alanı yıkama ve kapama yapmıştık. Tek koldan 2 damar yolu ile sıvı desteği yaptık. Solunum desteğini sağlayarak hastamızın hayata tutunmasını sağladık. Kilis Devlet Hastanesi acil servisine giriş yapmıştık. Kırmızı alan ekibi kapıda karşıladı bizi her türlü müdahalesini yapmış olduğumuz ve yaşayan hastamızın acil servise teslimini yaptık. Sosyal medyada haber hızla yayılmış herkes o amcayı öldü diyerek haber yapılmış ve herkes birbirine roket düştüğünde ölmüş diye anlatmış. Fakat biz acil servisten ayrılırken hastamızın yaşadığını hızlı bir şekilde ameliyata alınacak olacağını bilmenin gururunu ambulansımızın, üzerimizin ve ayakkabılarımızın kan olduğuna bakmadan sevinerek yaşadık. Sonrası ne mi oldu amcanın kolu başarılı bir ameliyat sonrası dikilmişti gerekli tedavilerini görmüş ve bir müddet sonra genel durumu iyi olarak evine kavuşmuştu. Böyle bir yarışma için bu vakayı anlatmak istedim ve şuan eğitim durumu nedeniyle tayinim çıkmış olmasından dolayı başka bir şehirde nöbetteyim ne tesadüf ki bugün aylardan 2 Şubat bu olayların bir daha yaşanmamasını ister huzur ve barışın olduğu bir yaşama alanı temenni ederim.

AHMET BAKİ KARAKAYA

Farklı firmalarda Genel Yoğun Bakım, Uçak Ambulans, ve Acil Servis bölümünde görev yaptıktan sonra, 2017 Mayıs ayında Malatya’ nın ücra bir ilçesine atandım. Yoğun tempoya alışmış biri olarak, genellikle sakin olarak adlandırabileceğimiz nöbetlerden dolayı atandığım yeri sevemedim. Göreve başladıktan bir kaç ay sonra, istasyonumuza 10 dk. uzaklıkta olan ilçe hastanesine çıkış yaptık. Hastamız yüksekten düşmüş, bilinci açık, bizimle iletişime geçiyordu. Grafisinde servikal fraktür olduğu anlaşılınca Doktor tarafından sevki uygun görülmüştü. Hastane ve ilçe arası genellikle 1 saat kadar sürerdi. Sürücümüz, iş çıkış saatinde ana yoldan gitmek yerine, daha az tercih edilen yan yoldan hastaneye ulaşmayı tercih etmişti. Bu sırada, telsiz konuşmalarından güzergâhımız üzerinde trafik kazası gerçekleştiğini ve yine sevk yapan bir ekibin olay yerine ulaştığını dinledik. Sevkini sağladığımız hasta stabil durumda idi. Sürücümüz ile iletişime geçip, ekipler gelene kadar müdahalede bulunmamız gerektiğini kararlaştırdık. Telsiz konuşmalarından 20-30 saniye kadar geçmeden, olay yerine geldik. Bizden 30 sn. önce giden ekip henüz olay yeri hakimiyetini sağlayamamıştı. Ters dönmüş, ve tekerlekleri dahi dönen aracı güvenli hâle getirdik. İlk ekibin değerlendirdiği yaralıdan başka yaralı olup olmadığını sorduğumda, sürücünün camdan fırlayıp yan yolda arsada olduğunu belirttiler. Acil yardım çantası ve boyunluk alıp kaldırımdan 2-3 metre kadar aşağıda arsada yatan yaralıya giderken, sağlık çıkışlı olan taşeron sürücümüzü ambulansta mevcut bulunan hastamızın başında bıraktık. Ekip arkadaşım ve ben kazazedenin yanına gittiğimizde bilincinin olmadığını, dolaşımının mevcut olup, akciğer ve göğüs hareketlerinin olmadığını saptadık. Çene itme pozisyonu verirken, aynı zamanda boyunluğunu taktık. Verdiğimiz pozisyon hava yolu açıklığını sağlamamıştı. Bunun nedeni büyük olasılıkla ağız içerisinde biriken yoğun kanlı sekresyondu. Entübasyon kararı verdik. Ekip arkadaşım entübasyonu sağlamak için portable aspiratör getirirken, ben %100 O2′ yi BVM yardımı ile akciğerlere göndermeye çalışıyordum. Aspiratör geldiğinde BVM yi ayırdım, ekip arkadaşım ağız içerisinde bulunan sekresyonu aspire ederken, acil yardım çantasından entübasyon malzemelerini aldım. Ağız içi aspire ediliyor, ancak aynı hızda dolmaya devam ediyordu. Bu sekresyonun akciğerlere aspirasyonu halinde güvenli hava yolundan istediğimiz etkiyi alamayacaktık. Bir kaç dakika geçmişti ve soğukkanlılığımızı kaybetmeden hızlı kararlar vermemiz gerekli idi. Şu ana kadar kalp hâlâ güçlü, efektif şekilde atımına devam ediyordu ancak; hava yolu açıklığını sağlayamaz isek bu şekilde ne kadar kan pompalamaya devam edeceği belli değildi. Son bir kez BVM ile akciğerlere O2 gönderdikten sonra laringoskopu aldım ve ağız içerisine girip dili sola çektim. Gördüğüm tek şey, ağız içerisinde oluşmuş, ufak ancak hayatı riske atan kan göletiydi. Görebildiğim tek şeyin kan olduğunu ekip arkadaşımla paylaştıktan sonra o, LMA takmayı teklif etti. O sırada kâr zarar ilişkisinde bulundum. Bulunduğumuz toprak çakıl karışımı tarlaya, yüz üstü uzanarak açımı daralttım. Uygun açıyı ve pozisyonu yakaladığıma inandığım anda, entübasyon tüpünü ağız içerisinde ilerlettim. Tüpün hafif buğulandığını gördüm. Bu benim için yeterli kanıttı. Kafı şişirip bir an önce aspirasyonu önlemek istiyordum. Tüm bunlar 2-3 dk. içinde olmuştu. Nabız alınıyor, güvenli havayolu sağlanmıştı. Artık hastanın durumunu stabil tutmak için uğraş verecektik. Damaryolu açarak izotonik solüsyon taktım. Çevrede bulunan bir vatandaştan yardım alıp serumu yukarda tutmasını istedim. Diğer ekipler olay yerine gelmeye başladı. Bir ekip sırt tahtası ile birlikte aşağı indi. Hastayı alıp örümcek kemer ile sıkıca bağladık. Gelen ekibin hastayı ambulansa almasına yardım edip, ambulansımızda bulunan hastanın durumunu kontrol ettim, değişiklik yoktu. Hastaneye yola çıktık. Hastamızı hastanenin travma bölümüne teslim ettikten sonra, gelen diğer ekibe verdiğimiz BVM yi almak için kırmızı alana yöneldim. Müdahalede bulunduğumuz yaralıyı Resüsitasyon odasına almışlardı. Yaralının başında doktorlar, hemşireler ve 112 personelinden oluşan bir kalabalık vardı. Kalabalığa dahil olduğumda, hastayı aralarından görebiliyordum. Ellerini konfüze şekilde oynatıp ağzından doğrudan trakeaya giden tüpü çıkarmaya çalışıyordu. Acil Servis uzmanı hastanın sedatize edilmesini istiyordu. Bu, müdahalemizin doğru ve etkinliğini kanıtlıyordu… 3 gün sonra, diğer nöbetimde hastaneye gittiğimizde getirilen kazazedenin durumunu sordum. Bir kaç costa ve humerusf raktürü ile kazayı olabilecek en hafif şekilde atlatmış, servisten taburcu edilmişti. O gün, ellerime bulaşan, hayatın kaynağı, bazen de son bulmasının sebebi olan kanı gözümün önüne getirdim. Aldığımız sevk hastasını, kırmızı ışıkta ambulansa yol vermeyen aracı. Sanki tüm bunlar, trafik kazası olduğunda olay yerine yakın olmamız için gerekliydi. Ve yakın olmamız, bir kişinin hayatını kurtarmıştı. 1 dk. geç kalınsa, bir can aramızda olmayacaktı… Çok yoğun tempolara alışmış, çalışmış bir ”Paramedik” olarak, hangi hastanın bana ne zaman ihtiyaç duyacağını bilmiyorum. Görevim, o an, orada olmak. İstasyonum sakin, ancak bu, birilerinin bana ihtiyaç duyuyor olabileceğini gerçeğini asla değiştirmiyor. Dün, bugün ve yarın; saniyelere hayat sığdırmaya devam edeceğim…

MERT TÜRKSEVEN

2010 yılında dedemin kullandığı araç ile Giresun’a doğru seyir halinde iken dedemin dalgınlığı dolayısı ile Sivas Suşehri ilçesinde geçirdiğim bir trafik kazasından sonra paramedik olmaya karar verdim. Mevsimlerden yazdı ve benim üzerimde yazlık kıyafet vardı. Araç su kanalına düşmüştü, üzerimiz ıslanmış ve çeşitli travmalarımız mevcuttu. Yoldan geçen araçlar 112 sağlık ekiplerini aramış ekip kısa süre sonra ulaşmıştı. Ambulansa aldılar kendimi iyi hissediyordum, kolumda çarpmaya bağlı bir sıyrık vardı üzerimiz ıslandığı için üşüyordum. Paramedik kavramını üzerime örtülen yazlık yeleğe yapışık kokartta görmüştüm. Samimiliği ve bir baba şefkati ile yaklaşıp üşüyen dizlerimi ve üzerimi örtmesi, bize yardım etmek için diz boyu suya giren insanlardan kalan tek şey paramedik kavramıydı. Araştırdım ve meslek hakkında Bilgi edindim o zamanlar 7. Sınıfa gidiyordum ve lisede Att olmak istediğimi aileme bildirdim sıcak bakmadılar, yollamadılar. Farklı bir bölüm bitirip üniversite tercihlerimi aileme söylemeden hepsi paramedik olacak şekilde sıraladım ve tercihlerimi yaptım, üniversiteyi kazandım ve 2018 yılında mezun oldum. Stajlarımda elleri öpülesi eğitmenlerim old,u stajyer gibi değil ekipten birisi gibi hoş karşıladılar sürekli. Emekleri üzerimde oldukça fazladır. Hepsinin ellerinden tekrar tekrar öperim haklarını ödeyemem. Özel sektörde çalıştım ve o ambulansa her binişimde içimde ki o heyecan ilk günkü gibiydi. Her vakaya giderken düşünülen senaryolar müdahale yöntemlerini düşünmek arka kabinde siren sesini bile duymadan geçen dakikalar, saniyelerin önemi ve o anki adrenalin ilk günkü ateşini koruyor. Beni trafik kazasında kurtaran bana baba şefkatiyle yaklaşan o titreyen dizlerimi yeleği ile örten abime vefa borcumu bu şekilde ödedim.

MURAT ARMAN KANAT

Bulunduğum yer Afrika da Liberya’ nın Sierra Leone sınırına yakın, şehir ve yerleşim yerlerinden uzakta orman içinde bir altın maden kliniği. Esas olarak görevim maden sahasına ambulans ile kaza ve acil müdahale hizmeti vermek. Ama zaman zaman bölgenin yakın köylerinden gelen yardım çağrılarına ya da bize başvurularında acil sağlık hizmeti verdiğimiz zamanlarda olmakta. İlk zamanlar iş kazalarından daha çok, bölge de yoğun olarak sıtma ve sıtmanın sebep olduğu aciller ve tespiti geç kalınmış sıtma vakaları ile uğraşarak geçiyordu acil hizmetlerimiz. İlk geldiğimde paramedik yazan reflektörlü yeşil ceketimi giyip ambulansa binip sahaya çıktığımda Güney Afrikalı güvenlik müdürünün söylediğini unutmuyorum. İlk defa paramedik gibi görünen biri gördüm Liberya’ da demesi olmuştu. Bunun sebebinin de benden önce burada görev yapmış Güney Afrikalı Paramediklerin sivil olarak dolaştığı; çok bir şey olmadıkça mesleki bir konuya dahil olmadıklarıydı. Bana bunu söyleyenin Güney Afrikalı birisinin olması; benim için bir o kadar daha şaşırtıcı bir durumdu. Göreve başladığım süre içerisinde bilinçlendirme çalışmalarımız ve gelen çağrılara gecikmeden cevap vermemiz sonucu sıtma vakalarının tespitinin gecikmiş olduğu durum ve olgular yok denilecek kadar azaldı ve tedavi süreleri kısaldı. Bireylere hızlı şekilde ulaşmanın; kişilerin hastane dışı sağlık hizmetinin önemini anlamalarında etkili oldu. Artık onlar için sadece paramedik değil; Turkish Paramedic olarak anılıyorum. Paramedic olarak bilinmenin yanında Turkish Paramedic olarak anılmak; Afrika’da Paramedik mesleği için Türklerin verdiği acil ambulans hizmeti ile fark edilmesi benim için mesleki hazzın yanında ayrı bir gurur kaynağı oldu.

İNAYET MOTUK

Hatay-Suriye sınırında savaşın acılı dönemlerinde görev yapıyordum.

Türk Silahlı Kuvvetlerimiz tarafından gerçekleştirilen Zeytin Dalı Harekâtı’nın başladığı zamanlardı…
Yoğun bir tempoda çalışıyorduk. Sıklıkla savaş mağduru Suriye halkına müdahale ediyor olsak da yaralanan
Türk askeri de Suriye’den Hatay sınırına getiriliyor ve müdahale etmemiz için bizlere teslim ediliyordu.
Bir gün, üstümde ne kadar etkisi olduğunu bilemeyeceğim o nöbete gitmiştim. Bölük komutanı, çatışma alanı yakınlarında şehitlerin ve yaralıların olduğunu, yalnızca bir zırhlı ambulans ile onların naklini sağlamakta zorlandıklarını söyledi.Bunun üzerine sınırı geçerek yaralı askerleri alıp alamayacağımı sordu.
Böyle bir soruya tarafımdan verilecek tek cevap “evet”ti.Yaralılara vaktinde ulaşmalı, şehitlerimize ise saygımızı göstermeliydik. Hiç düşünmeden komutanla beraber sınırdan içeri girdim.Yol üzerinde zırhlı ambulanstan bir yaralı askerimizi aldım. Askerimizin iki bacağı ampute olmuştu ve haliyle çok kan kaybetmişti.Turnike uygulaması yapılmıştı.Onu ambulansa alırken, diğer yaralıların ve çatışmaların seslerini işitiyorduk…
Meslek hayatımdaki onca yıllık tecrübeme rağmen oryantasyon kavramını yitirmiştim.
Müdahaleye başladık.Damar yolu ile mayi yüklemesi yapıp Sahra Hastanesi’ne transport sağladık. Askerimiz ARREST oldu ve CPR uygulamasına başladık.

Ömrümde ilk kez ağlaya ağlaya CPR yaptım…
Uygulama esnasında 1 saat geçtiğinin farkına dahi varamadım…
Ne yazık ki askerimiz şehit oldu.Uygulamayı eksiksiz yaptığımızı da elimizden bu kadarının gelebileceğini de biliyordum ama içimdeki ateş sönmek bilmiyordu.
Onun aziz kanı tüm formama bulaşmıştı.Bu formayı ne yıkayabildim ne atabildim…
Aynı olayları bir daha yaşamamak,Türk milletinin ve Türk askerinin gözünde yaş, gönlünde gam görmemek umuduyla.
Mekanın cennet olsun yiğidim.

FERYAT ERDEMCİ

2018 mart ayı… Bize yıldırım çarpması anonsu geldiği zaman, gecenin bir vakti hemen 5 arkadaş toplandık umke timi olarak. Vaka dağlık kayalık rakımı yüksek bir köy civarında olmuştu. İvedilikle hazırlıklarımızı yapıp yola koyulduk. Hava fırtınalı, yağışlı olay yeri hakkında bilgi alınamıyor, vaka yıldırım çarpması ve 8 yaralı mevcut. Olay yerine can havliyle ulaşmaya çalışıyoruz. Yolu yarılayıp dağlık araziye girince telsizler ve telefon hatları bütünüyle kesildi. İnanılmaz bir yağış ve fırtına vardı. Vaka adresine ulaşmak için arazileri gözlemliyoruz, bir süre sonra toprak yollar 4’e 5’e ayrılmaya başladı. Hiçbir tabela ve isim olmaması işimizi daha da zor bir hale getirdi. Vaka adresi köy civarı deniliyor, rastgele arkadaşlarla yollar deneyip 2 kola ayrılıp vakaya ulaşmaya çalışıyoruz. Bir yandan telsizden anons yapmaya çalışmamız bir yandan merkeze ulaşmaya çalışmamız ayrı bir heyecandı. O gün bir insana hayatının ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anlamış olduk. Biz vakalara yaklaşık 2 saat sonra ulaşabildik, ulaştığımızda o kadar büyük bir sevinç bir mutluluk sardıki bizi… Kime sorsan “yatağından çıkıp gidiyorsun neyin sevinci” der, öyle değil. Bir insan hayatını yaşatmak, bir insan hayatını sürdürmek ne kadar güzel bir duygu bilemezsiniz. Vakalara ulaştığımızda triyaj yaparak 1 i kırmızı 1 siyah kod olan 7 yaralı olduğunu tespit ettik. İlk müdahaleleri yapıp destek ambulans ekiplerini bekledik. Gelen ambulans ekiplerine yaralıları teslim ettikten sonra insan hayatını kurtarmanın huzurunu doyasıya yaşadık.

RABİA SARI

Bir gecede bütün düşünceleriniz de değişebilir mi, sizce? Evet, değişebilir bence. Üç yıl önce bir gece ilk nöbet günüm. İstasyonda ekip arkadaşlarımla sohbet ediyorduk. Bana mesleğimin en güzel yanlarını anlatıyorlardı. Genel de rutin geçtiğini, çok nadir ağır vakalarla karşılaştıklarını söylüyorlardı. Ve bir anda anons geldi 112 Merkezden. Vaka adres ve durumu hakkında 112 Merkez bilgi verdi. İstasyondan çıkış yapmıştık. Olay yerinin bir otel olduğunu ve bir odadan yükselen yangının diğer odalara da sıçradığı, odada olanların mahsur kaldığı, sayısının belirsiz olduğu hakkında bilgi verilmişti. Olay yerine doğru giderken neler yapacağımız hakkında ekipçe tartışıyorduk. Olay yerine yaklaşık 5 dakika kalmıştı. Dumanların yükseldiğini yaklaştıkça daha da fark ediyorduk. Ve Olay yerine geldiğimizde, meraklı insan kalabalığı arasından otele doğru yaklaştıkça dumanlardan dolayı göz gözü görmüyordu. Etraftaki bağırışlar, çığlıklar giderek yükseliyor, feryatları kulaklarımı çınlatıyordu. Polisler, itfaiye ekipleri ve diğer ambulanslar da olay yerindeydi. Olay yeri güvenliğini sağladıktan sonra vakalarımızı güvenli bir alana taşıdık. ABC değerlendirmesini yaptığımızda bir şey fark etmiştim, birini anımsatıyordu bana. O an çıkaramamıştım, değerlendirmeye devam ediyorduk ve bu sırada da vital bulgularına bakıyorduk. SPO2’si oldukça düşüktü oksijen vermeye başladık ve sağ üst ekstremisinde 3.derece yanık oluşmuştu. Yanığını kuru bir spançla örtmüştük. Yanık yüzdesine göre IV yoldan sıvı takviyesi yaptık. SPO2’si normal değerine dönmeye başlamıştı. O sırada bir ses duydum. Ses vakadan geliyordu, ismimle hitap ediyordu, şaşırmıştım. İsmimi nereden biliyorsunuz diye sorduğumda, hatırlamadınız mı beni diye cevap vermişti. Ekip arkadaşlarımda bende yaralının ne diyeceğini düşünüyorduk ve zorla da olsa başladı anlatmaya: “Bundan 13 yıl önce Sarıkamış ormanlarında ayağımın üstüne bir ağaç devrilmişti ve o gün siz oradan geçmeseydiniz şu an burada olmazdım. Bugünde siz ve ekip arkadaşlarınız müdahale etmeseydiniz şu an yaşıyor da olmayabilirdim. 13 yıl önce hatırlarsanız size insanların hayatına dokunacağınızı ve hep onlar için elinizden ne gelirse yapacağını, kendinizi bu işe adayacağınızı söylemiştim” dedi. O an benim için çok farklı bir atmosferdi, geçmişe o güne döndüm, gerçekten de söylemişti. Nasıl olurdu böyle bir şey? Şaşırmıştım. Farklı bir meslek isterken bu mesleğe bir anda yönelmiştim. Aklımdaki soru işaretleri yer buluyordu. Doğru yapmıştım, doğru tercihimdi insanların hayatları için ufacıkta olsa bir şeyler yapmak, onların hayata tutunmasını sağlamak, bu duygu nasıl anlatılırdı, bilemiyordum. Bu düşünce içindeyken bir ses duydum. Çocuk sesi “Baba…Baba” diyordu. Yanıma geldi. “Babamın kahramanı sen misin abla” dedi. O an ekip arkadaşlarım şaşırmıştı ve bende şaşırmıştım. Birden bire geçmişime bir kapı açılmıştı, küçücük şirin bir çocuğun kahramanı olmuştum. O an mesleğimin zorluğunu unutmuştum. Yarım saat içerisinde ise her şey yavaş yavaş normale dönmeye başlamıştı. Otelden yükselen yangınlar durgunlaşmıştı, meraklı kuru kalabalık uzaklaşmaya başlamış, vakalarımızın durumu iyi gitmeye başlamıştı. Hastaneye vakamızı teslim ettikten sonra istasyona döndük. Elimi cebime attığımda bir şey fark ettim. Küçük bir not ve yara bandı. “Babam hep sizden bahsederdi, 13 yıl önce hikayedeki kahramanıyla, şimdiki kahramanının aynı olması gibi. Bende size bu yara bandını veriyorum. Ufak yaralanmanız da yaralarınızı kapatmanız için. Ve ilerde bende sizin gibi olmak istiyorum, insanların hayatına dokunmak yardım etmek istiyorum -Kahramanımız-“ Hayatım hakkındaki düşüncelerim değişmişti, aslında şunu anlamıştım: Ufak bir iyilik, müdahale, ileride sana minnet duyan insanların olması bu o kadar gurur verici ki nasıl anlatılır, İşte bu noktada kelimelerim kifayetsiz kalıyor… Kısacası; Hayatımı mesleğime adamakla geçiyor, Ben mesleğime aşığım….

ABDULLAH ERÇOBAN

Zeytindalı operasyonu kapsamında Sivas 112 Başhekimlikten gönüllü olarak görevlendirme talep etmiştim. Şubat-Mart 2018 aralığında 10 günlüğüne Hatay ili sınır hattında görev yaptım. Sınır hattında ilk nöbetim de iken 112 KKM bir ihbarda bulundu ve bunun üzerine ivedi şekilde çıkış yaptık.Önceden bize gösterilen beton duvarlar içinde varlığı anlaşılmayan bekleme noktasında beklemeye başladık.Yaralılar sınır dışından görevli astsubay tarafından zırhlı araçla alınıp bize bekleme noktasında teslim ediliyordu.Kısa müddet içinde 7 kişilik bir aile zırhlı araçla getirildi.Bu aile Türkiye’ye sığınmak için araçları ile arazi yolunda seyir halinde iken araçları teröristler tarafından roketatarla vurulmuş.En küçüğü 3 yaşında,en büyükleri 60 yaşında olan bu 7 kişilik aile perişan olmuşlar, yaralarının verdiği acı ile bağırıyor,mahzun gözlerle yardım bekliyorlardı.Bekleme noktasına ilk varan ekip biz olduğumuzdan hızlı olay yeri yönetimi ile hızlı bir triajın ardından takviye gelen 3 ekibe durumu ağır olan yaralıları teslim ettik. Geriye 2 yaralı kalmıştı; 60 yaşındaki amca ve 13 yaşındaki torunu. Amcada bir kaç küçük kesi ve korkuya bağlı ajitasyon vardı. Torunun sol kolunda açık kırık vardı. Roket atarla aracın arkasından vurdukları için ön tarafta şoförlük yapan amca ve yanında oturan torunu en hafif yaralılardı. Bu süreç içerisinde tercüman yanımızda idi, dertlerini anlayabiliyorduk.Amca ve torununu stabil hale getirip ambulansa aldık ve KKM nin yönlendirdiği hastaneye nakile yönlendik.Nakil sürecinde amcanın bakışları beni etkiledi, gözleri hafif ağlamaklı sanki bir şeyler demek istiyor gibiydi.Bende amcanın ellerini tuttum teselli olması için “La galiba illallah” dedim.Bunun üzerine amca ağlayarak sarılmak için meyletti ,bende karşılık vererek eğildim ve sarıldık. Amca o kadar dolmuştu ki bir an ağlaması hiç bitmeyecek sandım,bu durum beni de duygulandırmış gözlerim dolmuştu. Bunu gören amca gözlerimi o yılların yorgunluğu üstünde olan nasırlı elleri ile sildi ve derin bir iç çekerek “lise de öğrendiğim Arapça kadarıyla anlayabildiğim” şu sözler dilinden döküldü:” Sen Türk? Allah razı olsun…Biliyordum Türkler çok iyi…Elhamdülillah sizler yetiştiniz…”Bir çok cümleden bunları anlayabildim,ama amcanın ses tonu ve gözleri içime şu mısrayı fısıldadı sanki; Sen ki oğul yaralar sararsın. O da yetmez, gözyaşıma ağlarsın. Sen ki oğul vatan için coşarsın. O da yetmez hizmet için koşarsın. Bu yaşadığım olay ömrüm boyunca mesleğimin kutsiyetini ve devletimin büyüklüğünü anlayıp,yaşatmak başarısını bana kattı.

TUBA ERGÜT

2012 yılı kutsal mesleğimin ilk yılıydı. Ne denli kutsal olduğunu ise aynı yılın haziran ayında eşsiz bir deneyim ile öğrenmiştim. Suriye iç savaşının en sıcak dönemiydi. Bense Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde sınıra sıfır noktasında çalışmaktaydım. Haziran ayının güzel bir gününde nöbete gittim. İstasyona vardığımda ani gelişen bir rahatsızlık neticesinde ATT arkadaşımın nöbete gelemeyeceğini, o gelinceye dek şoför ve tek paramedik olarak devam edeceğimizi öğrendim. Yoğun bir gün geçirmiş olduğumuzdan uyumaya koyulmuştuk.21.00 da ise KKM tarafından vaka bildirimi yapıldı. Verilen adres Akçakale’ye 1 saat uzaklıktaydı,vakamız ise doğumdu.Hızlıca vaka çıkışı yaptık.45 dakika yol gittikten sonra telefonlarımızın yeterince çekmediğini fark ettik. KKM ile irtibata geçip durumu bildirecek iken doğum vakamızın asılsız olduğunu öğrendik. İstasyona dönüş yapacağımız esnada ambulans şoförümüz Salih abi göğsünü tutarak çok kötü hissettiğini söyledi. Ben “Salih abi iyi misin? Neyin var?” diye sorgularken göğsünü tutmaya devam ediyor ve yalnızca “Çok ağrım var, yardım et” diyordu. Hemen onu arka kabine alıp monitörize ettim. Monitörde gördüğüm miyokard infarktüsü (MI), tansiyonu ise 230/100 mmHg idi. Gerekli tedaviye başladım. Yine de Salih abi bu halde olduğundan ve ıssız bir yolda kalmış olmamızdan dolayı ben de paniklemiştim. Sonuçta bu şekilde ambulansı da kullanamazdı. KKM ile irtibata geçip durumumuzu anlattım. En yakın ambulansın, merkezden geleceği için 2 saate yakın sürede ulaşabileceğini söylediler. Oysa bizim için her dakika önemliydi. Salih abiye dayanmasını telkin ederken hızlı bir karar vermem gerektiğini de biliyordum. Daha önce hiç ambulans kullanmamıştım ama böylece beklemem de mümkün değildi. Salih abinin ağrısı şiddetleniyordu, düşünecek vaktim kalmamıştı. Artık kararımı vermiştim. Onu arka kabine yatıramazdım, gözümün önünde kalması gerekiyordu. Salih abiyi de ön tarafa, yanıma aldıktan sonra ambulansı çalıştırdım ve yola çıktım. En yakın hastane Akçakale Devlet Hastanesiydi, geleceğimiz oradakilere haber edilmişti.45 dk yolumuz vardı ve hiç bitmeyecek gibi geliyordu. Aynı zamanda hala hayretler içerisindeydim. Yalnızca nakliye tırlarının kullandığı köy yolunda ambulans sürüyordum.Buna nasıl cesaret ettiğimi anlayamıyor olsam da Salih abinin hastaneye yetişmesi için bunu yapmak zorundaydım. 30 dk sonra Akçakale Devlet Hastanesi’nin önündeydik. Yalnızca acil doktorları değil, Salih abinin ailesi de oradaydı. Endişeyle bizi bekliyorlardı. Sürücü koltuğundan inerek Salih abiyi sedyeye alışım asla hafızamdan silemediğim bir sahne olarak kalacak. Bir başkası için can olmaya giderken canından olmak, ölümün eşiğinden dönmek ne demekmiş o zaman anlamıştım. Bu sahne yıllar geçse bile benimle olmaya,mesleğimin kıymetini hatırlatmaya devam edecek.